09 Kasım 2009 Pazartesi

Muhtelif: JPEGCrops

Bazen elinizde o kadar çok fotoğraf olur ki, hepsini kırpmaya (crop) üşenirsiniz. Ben de üşenmiş, "Yok mu bu işin kolayı?" demiştim. Varmış. JPEGCrops isimli program, istediğiniz kadar çok sayıda fotoğrafı, istediğiniz ölçekte tek bir tuşta kırpmanızı sağlıyor. O ölçeğin gösterdiği alanı fare ile sürükleyerek istediğiniz bölgeyi kırpmasını sağlıyorsunuz.

Ücretsiz olan bu program, 16:9 oranlı fotoğraflarınızdan 4:3 oranda görüntü almak veya tam tersini yapmak istiyorsanız da biçilmiş kaftan. 

İndirmek için buraya tıklayın.

06 Kasım 2009 Cuma

Muhtelif: Duvar Kağıtları

Duvar kağıtları bilgisayarınızın arkaplanını süsleyen görüntülerdir. Güzeldir bunlar. Benim ekranımda sevgilim var mesela. Sevgilisi olmayanlar ne yapsın? İşte bu noktada sevgili vatandaşlarımıza dev bir hizmet sunuyorum. Smashing Magazine, tasarımcılığa ilgi duyan herkes için bir şeyler barındıran bir site, benim en hoşuma giden şey ise her ay sundukları duvar kağıtları. 

Birbirinden ilginç görüntülerden oluşan bu duvar kağıtlarında, aynı zamanda o aya ait bir takvim bulunuyor (ki bu takvimleri genelde görüntüye çok estetik bir biçimde yerleştiriyorlar) böylece o ay boyunca, takvim anında ekranınızda.

Siteye ulaşmak için tıklayın:

http://www.smashingmagazine.com/category/graphics/

04 Kasım 2009 Çarşamba

Alet Edevat: Oblio Music Intro 4GB

Mp3 çalar mı arıyorsunuz? Sudan ucuz (teknik olarak 5-6 damacana su fiyatına çeşitler mevcut) çin malı ürünler içinize sinmiyor mu? "iPod'lara tonla para veremem, sadece müzik dinleyeceğim ve şöyle bol hafızalı bir ürün istiyorum" mu diyorsunuz? Ya da kısaca, en ucuzunu ve aynı zamanda en işe yararını mı arıyorsunuz? Oblio Music Intro, 4GB versiyonuyla takdire şayan.

Tek bir AAA pil ile 12 saate kadar mp3/wma oynatma desteği sunuyor, ses kaydediyor, USB girişi sayesinde anında bilgisayara takılabiliyor (pratikte flash bellek olarak da kullanılabiliyor) hatta garip ama yazı (*.txt) dosyalarını küçücük ekranında okumanıza bile imkan veriyor. En önemlisi de fiyatı, 54 TL.

Eee, mükemmel olan ne var ki bu ürün mükemmel olsun. Plastik işçiliğiyle düğmeler çok uzun ömürlü görünmüyor, FM radyosu yok ve sonuçta bu da çin malı. Lakin bu fiyata 4 GB hafıza veren (ki içine 128kbps kalitesinde 1000 civarında şarkı sığdırabilirsiniz) ve USB girişiyle kolay erişim sunan başka bir ürün görmedim, görürseniz bana haber verin.

Tuhaf ki bu ürüne İzmir'de denk gelmemiştim. Gebze'de bir Teknosa vitrininde görmek nasip oldu. Reklam gibi olmasın ama, Oblio Music Intro 4GB, Teknosa'da. Tıklayın.

03 Kasım 2009 Salı

Oyun: Guitar Hero World Tour

Vay anasını. Heyecanlıyım sayın seyirciler. Gebze'ye gidecek olmamın heyecanı dışında, az önce "Hotel California"yı çaldığım için heyecanlıyım. Guitar Hero, doğru zamanda doğru gitar teline bastığınızda, gitarı duymaya devam ettiğiniz böylece size bizzat o şarkıyı çalıyormuşsunuz gibi hissettiren harika bir fikrin ürünü. Müziği seven oyunseverlere tavsiye...

02 Kasım 2009 Pazartesi

Film: [Rec] 2

Alemin kralı geliyooo geli... Ehem. Heyecanımı affedin, güzel bir haber sunmak üzereyim. Blogumu takip edenler bilirler, ilk yazdığım yazı [Rec] filmi hakkındadır, ilk göz ağrımdır. Ne? O filmi izlemediniz mi? Bir de korku filmi seyircisiyim diye mi geçiniyorsunuz?! Derhal gidin, bulun ve izleyin.

[Rec] 2 filminin çekildiği, hatta İspanya'da gösterime girdiği duyumunu aldım. 

Türkiye'de ne zaman gösterime girer bilmiyorum ama heyecanlıyım, korkmak istiyorum. O gelene kadar türün bir benzeri olarak "Paranormal Activity" ile idare edebilirsiniz. Ancak, alemin kralı, [Rec].

31 Ekim 2009 Cumartesi

Film: Collateral

Hayat güzel. Hoş tesadüflerle dolu. Bu filmi daha önceden de biliyordum, ancak izlememiştim. Audioslave'in "Shadow on the Sun" parçasının bu filmde kullanıldığını duyunca, "Dur bakalım nasıl bir şey olmuş?" diyerek izlemeye koyuldum. Sevdim bu filmi. Bir Hollywood filminden beklenmeyece k kadar güzel karakter derinliği ve olay örgüsüyle, insanı zaman zaman düşünmeye iten ilginç bir seyirlik. Tavsiye edilir.

29 Ekim 2009 Perşembe

Oyun: Red Faction Guerilla

Red Faction oynadınız mı hiç? Mars'tayız, işçiyiz, ayaklanıyoruz. Tabii "1 Mayıs işçi bayramı" falan yok orada. Saçmaladım, yeni bir giriş yapmalıyım.

İlk Red Faction, olayları karakterin gözünden gördüğümüz (gavurların FPS dediği, bizim bir isim bulamadığımız türden) ve duvarları patlatarak mağaralar oluşturabildiğimiz, zamanının en etkileşimli oyunlarından biriydi. 

Şimdi yanılmıyorsam serinin üçüncü oyunu olan Red Faction: Guerilla piyasada. Söylemek istiyorum, bol bol "Oha" diyerek oynadığım bir oyun oluverdi çok kısa sürede. Etraftaki etkileşim had safhaya çıkmış, binaların temellerine bombalar yerleştirebilir ve koca yapıtın aşağı inişini tüm gerçekçiliğiyle seyredebilirsiniz. Elinizdeki dev çekiçle duvarda istediğiniz kadar kapı açabilirsiniz. Böyle bir etkileşimden sonra, bomba atınca hiçbir şeyin hasar görmediği bütün oyunlardan soğuyacaksınız.

Oyunun eskisi gibi FPS değil de TPS olduğunu söylemeden geçmeyelim. "Tomb Raider gibi" yani. Ancak omuz kamerası kullanılmış, ki oyunlarda çok etkili olduğunu söylemek lazım. Far Cry 2 oynadınız mı peki? Bilmeniz gerek, bu oyun yapı olarak ona benziyor ancak daha iyi, daha keyifli, daha dolu.

Yazmadan geçmek istemediğim bir şey var: Bu oyunda bütün ince detaylar düşünülmüş. Sürdüğünüz aracın hangi kapısından inebileceğinizden tutun da, kendi yıktığınız binanın altında kalmanız ihtimaline kadar. Siper aldığınız köşelerden sarkarak ateş edebilmenizden, yerleştirdiğiniz bir bombayı başka bir silah kullanırken patlatabilme şansınıza kadar. Bunlar hep ufak şeyler ve çoğunu daha önce gördünüz, ancak hepsi bu oyunda mevcut ve oyunu zevkli kılan bu detaylar...

Aslında genellikle böyle uzun incelemeler yazmam, kaldı ki amacım bu oyunu tanıtmak değil. Sadece ne kadar zevkli olduğunu anlatmak istedim ancak o kadar çok zevkli yönünden bahsettim ki, oyunu anlatmış kadar oldum. Şimdi oynamak size kalmış.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Oyun: Burnout Paradise

Burnout oynayanınız var mı? Fazla yoktur herhalde, çünkü bilgisayar platformunda bulunmayan bir PlayStation oyunu... idi, bu seneye kadar. Birbirinden çılgın yarışlara katılmak, hız zevkini sonuna kadar hissetmek ve trafik kazalarıyla ortalığı birbirine katmak istiyorsanız, Burnout Paradise sizin için piyasada. Hatta çıkalı bayağı zaman geçti ama... askerlik işte.

Bu arada, evet resimdeki benim arabam, oldukça yüksek bir rampadan uçmaya çalışmamın ve başaramamamın hatırası.

24 Ekim 2009 Cumartesi

Dizi: Knight Rider (2008)

Vay be... Kara Şimşek. Ne diziydi ama... Tamam, rol yapmayı bırakıyorum! Orijinal diziyi hiç izlemedim, ben doğmadan önce çekilip bitirilmiş bile. Lakin namını iyi bilirim, konuşan araba. Cem Yılmaz'lı Opet reklamları da bu konsepte kanımızın ısınmasında etkili olmuştu. Sene 2009 oldu, bu dizinin 17 bölümlük bir sezonu yayınlandı, devamından haber yok. Kabul ediyorum, yazmakta biraz geç kalmışım ama hiçbir şey için geç değildir.

Velhasıl, eğer izleyecek bir şey bulamıyorsanız (ki bu önemli, sonuçta izlemeye değer daha kıymetli yapımlar olduğunun bilincindeyim), saf macerayı seviyorsanız ve çılgınca şeyler yapabilen bir Mustang görmek istiyorsanız edinip izlemenizi tavsiye ederim. En azından kendi ülkemizdeki dizi sektörüyle karşılaştırabilmek için...

Küçük bir not daha, K.I.T.T.'e can veren ses Val Kilmer'a ait.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Film: Nefes - Vatan Sağolsun

Bugün Nefes'i gördüm. Düşüncelere dalarak izledim, etkilendim. Size de izlemenizi tavsiye ediyorum, ne de olsa böyle filmlere sık rastlanılmıyor.

Öte yandan, birileri bu harika filmi çekerek bize sunarken, işi olmayan başka birisi filmden alelade parçalar kesip, "İzlemeyen Türk değildir" başlığıyla Facebook'a yayacak, adım gibi biliyorum, bakalım kim olacak onlar...

Duygusal milletim benim, seviyorum seni.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Muhtelif: Cicoz

Cicoz. Evet, bildiğiniz Cicoz. Ya da biliyor musunuz? 90'larda çocuk olmanın hatırlattıklarından biri. Bir sakız fiyatına üç sakız alıyoruz diye seviniyorduk. Çok sonraları öğrendik ki malzemeden çalarak ve ucuz maliyetle, bir sakız fiyatına on tane bile yapılabilir. İçine hangi boya ve kimyasalların atıldığı hiçbir zaman ilgilendirmedi bizi; önce mavi olanı yedik, sarıyı en sona bıraktık. Oysa üçünün de tadı aynı değil miydi yahu?

Ya şimdi? Önümdeki şu masada duruyor olsa, üçünü bile ağzıma atıp çiğnemeye başlarım. Kapitalizmi ben mi kurdum ki, onu yüceltecek olan ben olayım?

Bir de "Sulugöz" vardı, belki onu daha iyi hatırlarsınız...

Aaa, neden suratınız ekşidi? :)

17 Ekim 2009 Cumartesi

Muhtelif: 3G belası. Merak etmiyor musun?

Kalitesi nedir, faturası nasıldır, henüz hiç bulaşmış değilim bu 3G işine. Ancak bir önceki yazımda yazdığım gibi, şöyle bir sorunum vardı. Telefon ekranımda, sinyal çubuklarını görsem de yanlarında anten resmi değil, 3G yazısı vardı (ki normalde anten resmi vardır bilirsiniz). Sinyal alıyormuş gibi gözükse de, çekmiyordu. Ulaşamıyor, ulaşılamıyordum.

Üç gün böyle sürdü. Geçer diye bekledim. Avea'ya mesaj attım, "Sıkıntınızı müşteri hizmetlerini arayarak giderin gari" şeklinde e-mail attılar bana. Bu esnada, yine bir önceki yazımın yıldızı olan Nokia 1209 ile cebelleştim.

Tam çıldırmak üzereyken, "Ulan bu telefonlarda 3G özelliği kapatılamıyor mu ki?" diye düşündüm. Araştırdım. Buldum.

Böyle bir sorun yaşayacak olursanız (Nokia telefonlarda), Araçlar > Ayarlar > Şebeke menüsüne girin, ve Şebeke Modu'nu "Çift Mod" yerine GSM seçin. Sıkıntınız geçecektir. Benim geçti. "Oh be"!

Alet Edevat: Nokia 1209

Avea'nın yaşattığı saçmasapan bir teknik arıza sebebiyle, hattımı 3G desteklemeyen bir telefonda kullanmak zorundayım, yoksa sinyal almıyor. Ne zaman düzelir bilmiyorum, sorunun benden kaynaklanmadığına eminim.

Neden bunu anlattım, çünkü bahsettiğim 3G desteklemeyen telefon Nokia 1209. Yanda resmini gördüğünüz gudik cihaz. Yapabildiklerine kıyasla, yarısı boyutunda olması gerekiyordu, çünkü konuşmak ve mesaj yazmaktan başka bir işe yaramıyor. Hatta mesaj yazmaya bile yaramıyor.

İçindeki sistemde yazılım hataları var, durduk yere kapanıyor, tuşları mısır patlatıyormuşum gibi ses çıkarıyor, gece kullandığımda ekranın ve (belki tuhaf gelecek ama) tuş takımının ışıkları gözümü alıyor. Daha da tuhaf olan, telefon adeta ışık saçıyor. Mesaj yazmak tam bir işkence. Ekranı çok da ufak olmamasına rağmen, devasa yazı tipi sayesinde ekrana ancak birkaç kelime sığıyor.

Tamam bu saydıklarım normal ama bundan 10 sene öncesine göre. Şu an artık normal değil. Q-klavyesi olan ve internete bağlanabilen bir telefondan buna geçtim, ve "yeni mesaja yer yok" diyerek bana gelen mesajı yok eden bu cihaza karşı öfkeliyim. Kusuruma bakmayın.

Orijinal ve garantili olarak aldım. 70 TL ödedim. Tamam biliyorum 70 ama... bu kadar da olmaz ki?

14 Ekim 2009 Çarşamba

Muhtelif: Farkındalık

Sözde sizi uyarmak, bilinçlendirmek için hazırlanan videoların, görsel olarak ne kadar basit oldukları hissine kapıldınız mı? Çünkü gerçekten iyi video hazırlamayı bilen tüm insanların, yapacak işleri güçleri var...

Geçenlerde Can Dündar'ın "Mustafa" filmini izledim ve izlerken daha iyi anladım ki, önderimiz Atatürk Türkiye'yi, Türklere rağmen kurmuş... "Gün gelir bu kalabalık bizi linç etmek için de böyle toplanır” diyerek, fazladan hiçbir yoruma gerek duymayan bu tespitte bulunmuştur.

Herkes alim, herkes kahin; peki ya siz kimi kime karşı uyarıyorsunuz, bunun farkında mısınız?

06 Ekim 2009 Salı

Film: Metal Gear Solid Philanthropy

Bu aralar sağda solda, ağzımı açık bırakan şeylerle karşılaşıyorum. Bunlardan biri de bir fan filmi olan (yani düşük bütçeli olan ve kar amacı gütmeyen) Metal Gear Solid Philanthropy. Nasıl düşük bütçeli olduğunu, ve neden kar amacı gütmediğini anlayabilmiş değilim, çünkü izlerken yere düşüp yuvarlanan çenemi bulmakta oldukça zorlandım.

Özellikle MGS serisinin hayranıysanız, kaçırmak istemeyeceksiniz. Buyurun buradan izleyin: http://vimeo.com/6784359


Müzik: "Long Gone" - Chris Cornell

Biraz evvelki yazımda Chris Cornell'deki değişimi anlatmıştım. Rock müzikten R&B'ye giden bir değişimdi bu, ancak kendisi özünü unutmamış ve Long Gone isimli şarkısının Rock versiyonunu çıkarmış. Çok da keyifli, pek de haşmetli bir eser olan bu şarkının klibini Dailymotion'dan veyahut Youtube'dan izleyebilirsiniz. Tabii ikisine de erişim engellenirse karışmam.


Muhtelif: 100 (Yazıyla Yüz)

Bu yazdığım, blogumdaki 100. yazı oluyor. Vatana millete hayırlı olsun. İyisiyle kötüsüyle 99 yazıyı geride bırakmışız yani. 3 Nisan 2008'de yazmaya başlamışım, bir buçuk senede 100 yazı az sayılır aslında. Neyse bundan sonra daha çok, daha güzel yazarız inşallah.

Mutedil Mecmua. Siz okuyasınız diye. (Slogana gel!)

29 Eylül 2009 Salı

Albüm: Scream (Chris Cornell)

Soundgarden, Audioslave derken solo kariyeriyle karşımıza çıktı Chris Cornell. Fakat albüm kapağında görüldüğü üzere, rock müzikten sıkılmış olacak ki R&B'ye geçmiş. Tepkiler "Bunun burada ne işi var" sloganlı reklamı hatırlatsa da ben dinledim, dinledim, dinledim... ve sevdim. Değişik bir şey olmuş bu dedim.

Hala dinliyorum, hala seviyorum... ama yine, zevkler ve renkler tartışılmaz.

Dizi: "Türk işi Fringe"

Bundan altı ay önce burada bir anket yayınladım ve büyük bir çoğunluğun "Türk işi Fringe" projemize olumlu baktığını gördüm. Bu doğrultuda, 2010 senesinde gerçekleştirmeyi mutlaka istediğimiz işlerden biri olacak bu proje...

Haberiniz olsun, boş durmuyoruz :)

27 Eylül 2009 Pazar

Muhtelif: Mercedes-Benz 500 SEC

Otomobil dediğin nedir? Bir ulaşım aracından ibarettir kimine göre, kimisi için de bir yaşam tarzıdır (Klişe bir cümle oldu biliyorum). "İlk araba" nedir peki? Her gencin heyecanıdır. Kimisi bir Doğan'la başlar bu maceraya, kiminin çevirdiği ilk kontak anahtarı son model bir BMW'ya ait olabilir.

"Peki ya ben?" sorusunu sordum haliyle, gün gelecek ben de ilk arabamı alacağım. "Ne isterim?" diye sordum kendime. Önce etraftakilerin fikrini aldım. Volkswagen Golf dediler, Polo dediler, Honda Civic dediler. Araştırdım, hepsi ufak tefek, uğur böceği gibi arabalar.

Sonra bir şimşek çaktı aklımda. "Peki ya Mercedes? Evet olabilir, 1980'lere ait tüm kasalarında asalet var. Eh, araştıralım bakalım."

Derken bir model gördüm. Aman yarabbi. Mercedes'in kalitesi, bir Mustang'in asaletiyle çiftleşmiş ve ortaya böyle bir şey çıkmış sanki. Mercedes-Benz 500 SEC, sahip olmak istediğim bir otomobil oluverdi birden.

Olay pahalı araba olması değil, belki zamanında pahalıydı ancak şu an servet ödemeniz gerekmiyor. Olay, otomobilin duruşunda, asaletinde. "Çekilin," diyor, "arabayım ben!".