"Köygöçüren: Ölü Adamın Sandığı" isimli romanım nihayet bitti. Yakında muhtemelen internette e-kitap olarak sunacağım. Elbette ücretsiz olarak dağıtacağım, insanların "okumaya" teşvik edilmesi gerektiği bir ülkede buna mecburum. Tek istediğim, okurların çevrelerine kitaptan bahsederek manevi destek vermesi olacaktır. Muhtaç oldukları kudret de damarlarındaki asil kanda mevcuttur.19 Aralık 2009 Cumartesi
Muhtelif: Ölü Adamın Sandığı
"Köygöçüren: Ölü Adamın Sandığı" isimli romanım nihayet bitti. Yakında muhtemelen internette e-kitap olarak sunacağım. Elbette ücretsiz olarak dağıtacağım, insanların "okumaya" teşvik edilmesi gerektiği bir ülkede buna mecburum. Tek istediğim, okurların çevrelerine kitaptan bahsederek manevi destek vermesi olacaktır. Muhtaç oldukları kudret de damarlarındaki asil kanda mevcuttur.16 Aralık 2009 Çarşamba
Dizi: FlashForward
Lost, yabancı dizi sektöründe yeni bir dönemin başlangıcı oldu diyebiliriz. Hala da ondan daha iddialı, daha ses getiren bir yapım görebilmiş değiliz. Lakin çok orijinal olmasalar da, güzelce kurgulanmış fikirler çıkıyor senaristlerden. FlashForward da bu fikirlerden birisi (Başka bir tanesi de Fringe, yine Lost'un yapımcılarından; dünyayı peşinden sürüklemese de keyifle izliyorum).
Flashforward; 6 Ekim 2009 günü, yeryüzündeki bütün insanların bayılarak 2 dakika 17 saniye boyunca, 6 ay sonraki geleceklerini görmelerini ve daha sonra uyanıp normal yaşantılarına dönmelerini anlatıyor. Lakin geri döndükleri yaşam artık ne kadar normaldir, bunu da siz düşünün.
Şu sıralar ara verdiler sanırım, o yüzden geç kalmış sayılmazsınız, yeni bir macera arıyorsanız ilk sezonun yayınlanmış on bölümü ile başlayabilirsiniz. Lost tayfasından birkaç ismin de bu dizide olduğunu da söylemeden geçmeyelim.
14 Aralık 2009 Pazartesi
Müzik: Lacuna Coil
Bilgisayar oyunları, çocuk işi olmaktan çıkıp "koca adamların oynadığı" ürünler haline 2000'li yılların başında geldi. Oyunların sahip olduğu, filmlere taş çıkartan senaryolar ve yine radyoda dinleyeceğiniz sıradan şarkılara meydan okuyan özel şarkılar da bunun kanıtıydı. Guitar Hero oyunundan tanıyıp da, arada bir dinlemeye başladığım bir gruptan bahsetmek istiyorum.
Lacuna Coil yirmi yıldır varmış meğer, ben yeni duymuşum, olsun. "Neye benziyor bu" diyenler için, Evanescence gibi, Şebnem Ferah gibi diyorum (zaten ikisini de birbirine benzetmiyorlar mıydı).
Tavsiye parça olarak da, benim dinlemekten keyif aldıklarım olarak, "Our Truth" ve "To Live is To Hide" diyorum. Vokalist hanımın sesinin gönderdeki bayrak gibi dalgalanışını seviniz.
12 Aralık 2009 Cumartesi
Dizi: CSI
Bugüne kadar bu efsaneden neden bahsetmemişim bilmiyorum. TRT'de bir dönem "Kanıt Peşinde" ismiyle yayınlanan, şu an onuncu sezonunu deviren CSI (Crime Scene Investigation) dizisinden bahsediyorum. Her bölümünde farklı bir vakanın işlendiği bu dizi, sizi aptallaştırmak yerine daha farklı düşünmeye iten nadir televizyon yapımlarından.
Diziyi bir dönem izlemiş olup da yandaki resmi görünce "Laurence Fishburne ne alaka?" diye soran arkadaşlara da, kadroda bazı değişiklikler olduğunu hatırlatmak isterim. Lakin ana karakterlerde yapılan değişikliklerin bile, kızarmış ekmek üzerine sürülen yağ gibi yedirildiği bu muhteşem yapımı, kriminolojiye biraz bile ilgi duyuyorsanız kaçırmayın. Yeni başlıyorsanız, izlenecek 200'den fazla bölüm sizi bekliyor...
07 Aralık 2009 Pazartesi
Film: Destere
Hamd olsun, ülke olarak parodilere çok yatkın bir zekamız var. Dünya üzerinde yaşanan herhangi bir olaya şahit olunca, "Ulan bizde olsa nasıl olurdu acaba?" diye üretmeye başlıyor, arkadaş sohbetlerinde dakikalarca bu fikirleri paylaşıyoruz.
Nitekim Destere de böyle bir fikrin ürünü olsa gerek. Parodi fikrini son derece severim açıkçası, çünkü sıfırdan bir dünya yaratmak yerine var olanın üzerine komedi yaparsınız ve böylece seyirci benimsemekte zorlanmaz, hatta zekice yapılmış göndermeler sayesinde kendini gülmekten yerde bulabilir.
Testere filminin parodisinin yapılmasını da uygunsuz bulmuyorum, zaten sağlam bir zeka ürünü olan bu filmin başka filmlere de ilham vermesi normaldir, ki yabancılar bizzat "Scary Movie" serisinde bunu yaptılar.
Eee, peki Destere ne iş? Seyrettim işte, zaman zaman güldüm. Türk sanat sinemasına hiçbir katkısı olmasa da, evde oyalanırken laf olsun diye veya yolculuk esnasında cep telefonundan izlenebilecek bir "çerez" film. Sonuçta bu tür filmlerin de bir sektörü var, insanın canı bazen "hafif" filmler izlemek isteyebiliyor.
Benim derdim bunların hiçbiriyle değil; "Yabancı gibi başlayıp, Türk gibi bitirmek" sözünün bir kez daha gerçek oluşu. Biraz daha derinlikli, ve (Allah aşkına) biraz daha iyi finali olan bir film olsaydı Destere, insanlar sinema salonlarını film esnasında terk etmek zorunda kalmazdı.
Yani olmak üzereymiş, olmamış be ya!
06 Aralık 2009 Pazar
Oyun: Borderlands
Diablo II'nin efsanevi karakter ve envanter çeşitliliği sistemini alın, Fallout 3'ün üzerine ekleyin. Aşağı yukarı elde edeceğiniz şeyi ben söyleyeyim: Borderlands.
Aslında bu oyun, etrafta dolaşıp düşmanları öldürerek seviye atlamaktan ibaret ama bağımlılık yapıyor. Bir de bu duruma, oyunun kendine has "cel-shaded" (Bunu Türkçe'ye çeviremem, çevirsem de daha çok anlamanıza yardımcı olmaz) grafikleri ve cl4p-tp (Claptrap) isimli, resimde gördüğünüz çılgın robotlarla bezenmiş mizah anlayışı eklenince, bu oyunu denemek farz oluyor. Deneyin!
25 Kasım 2009 Çarşamba
Film: Pandorum
Ooo, bak şimdi. Yaklaş yaklaş okuyucu! The Abyss filmini izledin mi, ne güzeldi o... İzlemedin mi? O zaman Event Horizon? Böyle sonsuzluk gibi gelen boşlukta, mürettebatın çırpınışları falan. Evet evet, ne güzel gerile gerile izlerdik. Böyle filmler yapmıyorlar artık derken, yaptılar. Pandorum, gergin atmosferi, pek de klişe olmayan hikayesi ve emek harcandığı belli olan görselleriyle göz dolduruyor. Seyret!
24 Kasım 2009 Salı
Oyun: Wolfenstein
Şu sıralar keyifle oynadığım bir başka oyundan kısaca bahsetmek istiyorum. Alman yapımı tüfeklerle nazileri öldürürken, bir yandan da karanlık boyutlardan gelen şeytani güçlere karşı savaşmak istiyorsanız Wolfenstein sizi bekliyor. Benzerlerine göre daha özgün ve özgür oyun yapısı keyif veriyor, düşmanlarınızın yapay zekası doyurucu, grafikler canlı. "Acthung" yani!
22 Kasım 2009 Pazar
Muhtelif: Köygöçüren
Blogumda yaptığım ankette açıkça görülüyor ki, Köygöçüren'in romanı değil filmi isteniyor. Genel olarak okumaya üşenen bir milletiz sanırım, ya da okuma yoluyla heyecanlanmak, keyif almak genlerimizde yok. Sırf gazetelerin spor sayfalarından başka bir şeyler okuyasınız diye, romana devam ediyorum dostlar. "Beni böyle sev seveceksen", Orhan Gencebay.
Yine de belirtmek isterim ki, Köygöçüren için farklı film projelerimiz olacak. Yani onu yine ekranlarda görmeye devam edeceksiniz.
17 Kasım 2009 Salı
Oyun: The Last Express
Black Dahlia için "bir klasik" demiştim, The Last Express için "şaheser" demem gerekiyor. Aslında hayranlık duyduğum bir şey hakkında yazarken, tanıtmak yerine doğrudan gidip tecrübe etmenizi tavsiye etmekle yetiniyorum. Fakat bu kez öyle yapmayacağım, çünkü The Last Express o kadar özgün ve muhteşem bir eser ki, ballandıra ballandıra anlatmazsam çatlarım.
"Prince of Persia" diyince aklınıza ne geliyor? Hayır, "Sands of Time" falan değil, yıllar öncesine gidin (tabii yaşınız yetiyorsa) ve zindan zindan gezdiğimiz o DOS oyununu hatırlayın. İşte o oyunu yapan adam, bambaşka bir eserle karşımıza çıkıyor... Daha doğrusu çıkalı yıllar oldu, The Last Express 1997 yapımı bir oyun.
Bu oyunu özel yapan başlıca şeyler olarak; bütünüyle Paris'ten İstanbul'a giden bir trende geçmesi, bazen sadece kompartmanınızda oturup vakit öldürmenize varan bir boyutta gerçekçi olması, yaptığınız her şeyin bir sonucu olması açısından sunduğu etkileşim, görsel olarak tam bir göz ziyafeti olması gibi unsurlar sayılabilir. Oyunun harika müziklere sahip olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.
Böyle güzel bir oyundan bugüne kadar haberiniz yok muydu? Kendinizi suçlu hissetmeyin, çünkü oyun çıktıktan kısa bir süre sonra, oyunun yapımcıları yeterli reklam ve dağıtımı yapamadan dağıldılar. Sonuçta, çok az kişinin haberdar olup baş tacı ettiği bu macera oyunu, tarihte yerini aldı...
15 Kasım 2009 Pazar
Muhtelif: Migros Tehlikesi
Migros, son TV reklamında 55. yıl şerefine 1 Kg. Lipton Çay ve 6 Kg. Vernel çeşitlerini 15 TL civarındaki fiyatları yerine 5 TL fiyatına sattığını ifade ediyor. Lakin dikkatli gözlerden kaçmayacağı üzere, bu fiyat sadece 50 TL üzerindeki alışverişleriniz için geçerli.
Oyuna gelmeyin.
Oyun: Black Dahlia
İşte bu tam bir klasik. On sene önce, tamı tamına 8 CD'den oluşan bu macera oyununu kaçınız duydu, kaçınız oynayabildi? Bugüne kadar ben de oynayamamıştım. Sevinçliyim, çünkü nihayet muhtelif araştırmalar sonucu elime geçen bu oyunu oynama şerefine nail oldum. Hüzünlüyüm, çünkü artık bilgisayar oyunlarında grafikler öyle gerçekçi ki gerçek görüntülerden oluşan oyunlar yapılmıyor.
Oysa Black Dahlia, sanal mekanlar üzerine gerçek karakterlerden oluşan sahneleri ve genelinde kurgu olmasına rağmen gerçek hayatta vahşice katledilen Elizabeth Short ve onun katilinden esinlenerek oluşturulan hikayesiyle, muhteşem bir macera...
14 Kasım 2009 Cumartesi
Oyun: Call of Duty Modern Warfare 2
Oyun: Diablo II
Alet Edevat: Dreamcast
Nostalji rüzgarı devam ediyor. "PlayStation" dediğimde herkesin kafasında az çok bir şey belirecektir, kiminin yaşam tarzı olmuştur. Peki Dreamcast dedim zaman kaç kişinin gözleri parlayacak, kulakları dikilecektir? Sega Dreamcast, 10 yıl önce piyasaya çıkmış, zamanla sönmüş ve nihayet unutulmuş bir oyun konsolu... Peki nasıl bir şey bu Dreamcast?
PlayStation'dan sonra, PlayStation 2'den önce çıkmıştır ve tam da ikisinin arasında bir şey. En belirgin özelliği "Texture filtering" kullanması, ki ilk PlayStation'dan sonra bu kadar pürüssüz, yumuşacık grafikler insanları etkilemiştir. Ancak PlayStation 2 de ne yazık ki Dreamcast'i her türlü teknoloji konusunda geçmiştir.
Bu konsol fazla uzun yaşamamıştır, ancak meraklısıysanız ve bulabilirseniz (ki bende var!) alıp deneyebilirsiniz. Quake 3: Arena, Crazy Taxi, Spawn, Resident Evil: Code Veronica, Ready 2 Rumble, Metropolis Racer, San Francisco Rush, Marvel vs. Capcom 2 (ki bu parmaklar su toplayana kadar oynanmalıdır!) gibi oyunlar mutlaka denenmeli. PlayStation 2 için asla çıkmamış "Shenmue" gibi oyunlar da bu konsolu ayrıca özel yapanlardan.
Son olarak, inanması zor olsa da hala bu konsol için yeni oyunlar üretmeye çalışan insanlar var. Sega elini ayağını çok uzun zaman önce çekti elbette, bu üreticiler el emeği göz nuru peşinde. Zaten nice oyun bu platformda yapım aşamasında iptal edildi. İnternete sızdırılmasına rağmen piyasa sürülmeyen Half-Life da bu oyunlardan biri. Bundan on yıl önce bilgisayarınızdan daha iyi performans sergileyen bir cihazla, kocaman televizyon ekranında Half-Life oynadığınızı bir düşünsenize!
13 Kasım 2009 Cuma
Oyun: Caesar III
Evet biliyorum, Caesar IV çoktan çıktı. Ben nostalji rüzgarları estirme niyetindeyim. Caesar III, hala kafama estikçe açıp biraz oynadığım, sonra bunca tanrıyı memnun edemeyince mutlaka ya bir deprem ya da bir kıtlık ile helak olduğum oyundur. Yine de seviyorum. Siz de strateji oyunlarını seviyorsanız, hala Caesar III oynamamışsanız... Olmaz!
Alet Edevat: Nokia 6630
Hayır, yanılmıyorsunuz. Bu bildiğiniz Nokia 6630, beş yıl önce çıkmış bir telefon. Eee, peki bunun burada ne işi var? Çünkü hala sapasağlam, hala tıkır tıkır, hala taş gibi. Biraz da nostalji olsun diye bu telefonu anlatmak istiyorum bu yazımda. Bu saatten sonra kimsenin gidip alacağını sanmam ama elinde olup da kıymetini bilmeyenler okumalıdır belki de.
Nokia 6630, 2004 yılında piyasaya sürülmüş ancak hala piyasanın etkileyici performanslı telefonlardan biridir. Symbian OS v8.0 kullanmaktadır. 220 Mhz işlemciye sahiptir; ki aynı işlemci 6680, 6681, N70 ve N90 modellerinde kullanılmıştır ancak 6630 sade ve stabil bir yazılıma (firmware) sahiptir. Telefon ayrıca N-Gage oyunlarını çalıştırabilmektedir. Radyosu yoktur. Şahsi fikirlerime gelince: ele avuca güzel oturmaktadır. 4-7 ve 6-9 tuşları birbirine çok yakın, binaenaleyh tuş takımı biraz konsantrasyon istemektedir. Bir çok oyun ve programı gayet iyi bir performansla çalıştırmaktadır. Bazı insanlar için çok önemli olan "müzik dinlerken kesinti olmadan başka uygulamalarla oyalanma imkanı" bu güzide telefonda mevcuttur.
Film: Zombieland
Kana susamış zombiler, yıllardır filmlere konu oldu ama o filmler hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı! Zombieland, ilginç (ve bizim çektiğimiz filmlerdekine benzeyen :D) bir mizah anlayışı ve yaratıcı yaklaşımlarıyla, çok keyifli bir seyirlik. "Ölülerin Günü", "Ölüler Haftası", "Ölüler Bayramı" gibi sonu gelmeyen korku filmlerinden sıkıldıysanız veya sadece eğlenmek için izleyeceğiniz bir film arıyorsanız, Zombieland sizi bekliyor.
09 Kasım 2009 Pazartesi
Muhtelif: JPEGCrops
Bazen elinizde o kadar çok fotoğraf olur ki, hepsini kırpmaya (crop) üşenirsiniz. Ben de üşenmiş, "Yok mu bu işin kolayı?" demiştim. Varmış. JPEGCrops isimli program, istediğiniz kadar çok sayıda fotoğrafı, istediğiniz ölçekte tek bir tuşta kırpmanızı sağlıyor. O ölçeğin gösterdiği alanı fare ile sürükleyerek istediğiniz bölgeyi kırpmasını sağlıyorsunuz.
Ücretsiz olan bu program, 16:9 oranlı fotoğraflarınızdan 4:3 oranda görüntü almak veya tam tersini yapmak istiyorsanız da biçilmiş kaftan.
İndirmek için buraya tıklayın.
06 Kasım 2009 Cuma
Muhtelif: Duvar Kağıtları
Duvar kağıtları bilgisayarınızın arkaplanını süsleyen görüntülerdir. Güzeldir bunlar. Benim ekranımda sevgilim var mesela. Sevgilisi olmayanlar ne yapsın? İşte bu noktada sevgili vatandaşlarımıza dev bir hizmet sunuyorum. Smashing Magazine, tasarımcılığa ilgi duyan herkes için bir şeyler barındıran bir site, benim en hoşuma giden şey ise her ay sundukları duvar kağıtları.
Birbirinden ilginç görüntülerden oluşan bu duvar kağıtlarında, aynı zamanda o aya ait bir takvim bulunuyor (ki bu takvimleri genelde görüntüye çok estetik bir biçimde yerleştiriyorlar) böylece o ay boyunca, takvim anında ekranınızda.
Siteye ulaşmak için tıklayın:


