Ben geldim. Höst de geldi! Yeni sezon bomba gibi başlıyor. Sizi videonun linkiyle başbaşa bırakıyorum...
Birinci Bölüm - "Telli Turna":
Bunun dışında beni sorarsanız, iyiyim çok şükür.
Objektif yaklaşımların subjektif adamından günlükler.
Ben geldim. Höst de geldi! Yeni sezon bomba gibi başlıyor. Sizi videonun linkiyle başbaşa bırakıyorum...
Birinci Bölüm - "Telli Turna":
Bunun dışında beni sorarsanız, iyiyim çok şükür.
Koca bir üniversiteyi de (koca dediğim dört senecik) geride bırakmanın ardından, nihayet bir tatile çıkıyorum. Beni aramayın (sanki çok arayanım var da :P), tüm dertlerimi tasalarımı izmir güneşinde kavrulmaya bıraktım. Ben ise Bodrum denizinde serinliyor olacağım. Elbet bir gün gelirim (sanki meçhule gidiyorum).
E haydi hoşçakalın.
Aradığınız bir şeyi internette bulmanın birkaç yolu vardır, bunlardan biri de Torrent paylaşımıdır. Bilmeyenler için biraz meşakkatli bir konudur, o yüzden bildiğinizi varsayarak doğrudan konuya gireceğim.
Bu yaz Höst zamanı! Temmuz'da çekimleri başlayacak olan beşinci sezon, Bodrum'da çekilecek ve sadece Lost'a değil, Prison Break'e de beslediğimiz ilgi ve sevgiyi yansıtacağımız bir yapım olacak. Bu sezon, önceki iki sezonun aksine doğaçlamadan daha çok senaryoya bağlı kalacağız, senaryoyu da şu günlerde keyifle yazıyorum.
Son birkaç yazımda final notlarımın açıklanmasından bahsediyordum. Dün nihayet açıklandı, bütün derslerden başarıyla geçmişim çok şükür. Bu sevinci de sizlerle paylaşmak istedim haliyle :)
Tüketicilerin son yıllarda HD (High Definition) standartıyla tanışması, görsel olarak beklentilerin yükselmesine sebep oldu. HD kısaca daha yüksek çözünürlük, böylece daha net ve keskin görüntü demek oluyor. HD çıkmadan önce DV dediğimiz bir format yaygın olarak kullanılıyordu. Standart kameranızdan maksimum 720x576 çözünürlüğünde görüntü aktarabilirsiniz. High definition kavramıyla birlikte, Full HD bir çekim, 1920x1080 çözünürlüğünde görüntü verir, ki bu standart bir bilgisayar monitörüne bile sığmayacak kadar geniş ve kaliteli bir görüntü demektir. Bu standarta sahip kameralara da HDV kameralar deniyor.
Lost'u büyük bir keyifle izleyen bir seyirci olarak, Prison Break'e de bir şans vermek istedim. Nihayet geçtiğimiz haftalarda ilk sezonu edindim ve izlemeye başladım. Bugün itibariyle üçüncü sezonu seyretmeye başlamış bulunuyorum. Yorumlarım? Aslında dizi meraklısı bir insan değilimdir, özellikle televizyondan takip etmek zor gelir bana, bu yüzden istediğim zaman izleyebilmek adına bilgisayar kullanırım. Çoğunuzun da böyle yaptığına eminim, neyse uzatmayalım, izleyen kişiyi rahatlıkla içine çekebilecek bir kurguya ve zekice tasarlanmış olaylar dizisine sahip Prison Break.
Bu aralar piyasaya çıkan oyunları deneme fırsatım oldu. Mass Effect bunlardan bir tanesi. Macera RPG olarak adlandırabileceğimiz türe ait oyun, film gibi akıp giden bir yapıya sahip. Kontrolleri kolay (alışmak uzun zaman almıyor), grafikleri şahane ve kurgusu sağlam. Tarzı sevenlerin mutlaka denemeli.
Diğer bir oyun da GRID. Rahmetli Colin McRae adıyla çıkarılmış son ralli oyunu Dirt ile aynı oyun motorunu (Neon) kullandığı için kalitesinden kuşkunuz olmasın. Dirt'e göre biraz daha zor bir oyun olmuş, ancak çok keyif veriyor.
Yarın da notlarım açıklanacak bu arada... Haydi hayırlısı. Sağlıcakla kalın.
Bir süredir hiçbir şey yazmamıştım, aslında fırsat bulamadığımdan değil. Final notlarım açıklansın diye bekliyorum, söyleyeceğim her şey daha sonra aleyhime delil olabilir ne de olsa.
Peki neler yapıyorum? Henüz bir şey yaptığım yok. Bu yaz Höst adlı dizimizin beşinci sezonunu çekiyoruz, bunun dışında bir takım müzik çalışmalarım var. Bilgisayar oyunları yapımından elimi ayağımı ve her uzvumu çekmiş bulunuyorum, nolur bana bunlarla gelmeyin, ilerleyin artık ilerleyin! :)
Şimdilik bu kadar, yakında yine bir şeyler yazarım...
Mutedil Mecmua'dan ayrılmayın! :P
Her şeyden önce, evet bu üç senelik bir telefon. Burada bahsetmemin sebebi ise zamanında satın almış ve hala kullanıyor olmam. Blogumda Eski-yeni ayrımı yapmayacağımı daha önce söylemiştim. Hatta "Ben Tosunpaşayım, her şeyi yaparım" gibi bir espriyi de esirgememişim.
Nokia 7710, devasa ekranıyla ilgimi çekmiş dokunmatik bir cep telefonu. Meraklılar için, kendisine sonradan yükleyebileceğiniz pek fazla program yok ancak kendi bünyesinde ne ararsanız var. Bunlar dahilinde 1.3 megapiksel kamera, bluetooth, müzikçalar, FM visual radio, word, excel ve powerpoint yerine geçecek programlar, dosya yöneticisi vesaire mevcut.
Eksi yönleri ise yavaş olması ve pek pratik olmaması. Buna rağmen, şu güne kadarki en ilginç tecrübelerimden biriydi kendisi, mesaj yazmanın ve okumanın, resimlere bakmanın çok zevkli olduğu bir telefon.
Bilen bilir gerçi, bilmeyen de bu saatten sonra satın almaz herhalde. Öyleyse niye yazdım bunları? Bilmem, içimden geldi...