11 Temmuz 2009 Cumartesi

Muhtelif: Askerlik Üzerine

Askerlik dünyadan kısmen koptuğunuz, birdenbire kendinizi yabancı bir dünyada bulduğunuz bir süreç. Kuralların farklı işlediği bir dünya burası. Ne kadar zengin olduğunuz önemli değil, tek bir kantin varsa ve kantini işleten asker nöbete gittiyse aç susuz kalırsınız. Ne kadar saygıdeğer olduğunuz da önemli değil, rütbesi sizden yüksek birine ters bir söz söyleyin hele.

Öyleyse nesi güzel bu askerlik denen oyunun? Cevap soruda saklı, bir oyun olması. Dünyada kim olduğunuz gerçeğini bir kenara koyup, bir süre için bambaşka biri haline bürünmeniz.

"Askerliğin neresi oyun?" diye sorarsanız, bilin ki sınır karakollarında vatanı korumak için canını ortaya koyarak savaşanlara değil sözüm. Benim sözüm kağıt üzerinde yapılan askerliklere, getir-götür işlerinin dönen çarkına. Birileriniz mutlaka onyıllardır kullanılmamış askeri malzemelerin tozunu alarak tamamlamıştır askerliğini, bir başkası da gençliğinin en güzel zamanlarını mıntıka temizliğinde kozalak ve izmarit toplayarak geçirmiştir... 

Neden böyle peki? Disiplin. Disiplinin tanımı; Kanunlara ve nizamlara mutlak bir itaat ile astın ve üstün hukukuna riayet etmektir. Askerliğin temeli disiplindir. Sizler son derece saçma emirler de verilse onları yerine getirmek zorundasınız, çünkü aslında o emirler saçma değil.

Askerlikte mantık yoktur derler. Doğru değil. Yapılan her şeyde bir mantık vardır, ancak yapılış şekilleri mantıksız görünebilir...

Peki ben nereye ulaşmaya çalışıyorum?

Bilmiyorum, sadece yazdım hiç durmadan...

27 Haziran 2009 Cumartesi

Film: Knowing

Knowing (Kehanet), başrolünü Nicholas Cage'in oynadığı bir macera filmi. Dünyanın sonunu anlatan filmleri daha önce de gördük, fakat bu filmi diğerlerinden farklı yapan bir şey var. O da filmin, tutunmak için bilim veya dini seçebilecekken, ikisinin tam orta yolunu bulmaya çalışması. Bunu da başardığını düşünüyorum, izlemek isteyenlere tavsiye ederim. Görsel olarak da çok etkileyici olduğunu belirtmek istiyorum.

"Sen her hafta film izleyip buraya yazıyorsun, ne biçim askersin?" diyen dostlarımı da sevgiyle kucaklar, göz kapçıklarından öperim. Şafak 82.

20 Haziran 2009 Cumartesi

Muhtelif: Gelişigüzel (Haphazard)

Askerdeyken bile boş durmuyorum. Aklıma gelen bir fikirden yola çıkarak inşa ettiğim "Gelişigüzel"in ne olduğunu, 90 gün sonra askerliğim bittiğinde öğreneceksiniz. Onunla buluşmanız ise 2010 yılını bulacak. İnşallah.

Şimdilik sizi bu müstakbel fenomenimizin Facebook grubuyla başbaşa bırakıyorum.

11 Haziran 2009 Perşembe

Muhtelif: National Geographic

Askerlik boyunca dünyadan kopmanın karşılığında bu ay bir çok dergiyi satın aldım ve fırsat buldukça okudum. Çoğu dergi, sayfaları kaplayan fotoğrafları ve iri puntolu yazılarıyla, hatim etme modunda okusanız bile bir iki saati geçmeyecek nitelikteydi. National Geographic ise içlerinde en dolu, en bilgilendirici olan dergiydi, üstelik okuma süresi olarak sizi çok daha fazla oyalıyor. "Ne dergi alsam" diye düşünenlere duyurulur...

Film: The International

Kritiğini yapmanın bana düşmediğini düşündüğüm bir filmle karşınızdayım, sadece fikirlerimi belirtmek ve duymayanlara duyurmak istiyorum: Clive Owen ile Haluk Bilginer'i aynı filmde, hem de İstanbul'da görebileceğiniz ve entrikalarıyla sizi içine çeken bir film bu. Finali konusunda kararsızım, belki güçsüz belki de yeterliydi, ama seyrettiğime pişman olmadım. Karar sizin.

Kitap: Çanlar Kimin İçin Çalıyor

Aşk nelere kadir, ortalama bir kitap okuyucusunu bir kitap kurduna çevirebiliyor. İşte biricik kız arkadaşımla beraber seçip okumaya koyulduğumuz kitaplardan biri de, Hemingway'in ünlü romanı "Çanlar Kimin İçin Çalıyor" oldu.

Roman İspanya'da iç savaş yaşanan dönemi anlatıyor ve 1940'larda yazılmış. Hatta sonradan filmi de çekilmiş 1950'lerde, ancak modern bir sinema uyarlamasının ne kadar güzel olacağını düşündüm kitabı okurken. Belki gün gelir de yeniden filmini yaparlar, siz de bu satırları hatırlayıp gülümsersiniz.

Çanlar Kimin İçin Çalıyor, iç hesaplaşmalarıyla yer yer sıkıcı olsa da, savaşın ve romantizmin yaşandığı anlarda verdiği müthiş detaylarla sizi yormuyor, aksine bir film gibi hepsinin gözünüzün önünde canlanmasını sağlıyor. Bu kitabı okurken, tıpkı görüntü yönetmenliğini yaptığım bir filmi izler gibiydim.

Akıllara kazınacak anları ve duygu yüklü finaliyle, klasik severlerin mutlaka okuması gereken bir eser... Tabii savaş romanlarını seviyorsanız.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Muhtelif: Bir Askerin Günlüğü

Henüz istediğim yere ulaşamadım. Hedefe yaklaştım ama tam varamadım, araya askerlik girdi. Hedefim bir zirve, ancak çok yüksek değil. Zirvede bırakmak istiyorum bazı şeyleri, örneğin çok güzel bir film çekmek istiyorum, örneğin muhteşem bir hikaye yazmak istiyorum. İşte benim zirvem. Oraya ulaşınca, hevesimi alınca, bırakırım... belki. Büyük ihtimalle.

Şimdilik askerliğimi bitirmeliyim.

Şafak 99...

28 Mart 2009 Cumartesi

Muhtelif: Vaziyet Bildirimi

Nisan ayından itibaren şanlı Türk ordusunun bir parçası olacak ve bir süreliğine evimden, hayatımdan uzakta olacağım. Bu internetten de uzak olacağım anlamına geliyor, en azından acemilik süreci boyunca. Buraya bir daha ne zaman yazabilirim bilmiyorum, o yüzden gitmeden evvel içimi dökeyim ferah ferah.

Web sayfamda da belirttiğim üzere bazı iddialı projelerim var ancak bunlar en erken 2010'da gerçekleşecek çalışmalar. Bunun sebebi de ben askerden döndüğümde, bir çok çalışmayı birlikte yaptığım arkadaşım Mehmet Kurt'un askere gidecek olması. Yani -en az- bir seneyi gözden çıkarmamız gerekiyor...

Elbette askerden döndüğüm zaman Mehmet'in dahil olmayacağı birkaç çalışmam olacaktır. Şimdilik ortada bir şey yok tabii.

"Türk işi Lost" sloganıyla tanıdığınız Höst'ten sonra "Türk işi Fringe" dizisi çekmek de gelecek planlarımız arasında. Şimdilik daha çok detay vermek için erken...

Son olarak eğer askerliğimin ilerleyen günlerinde internet erişimim olursa, tecrübelerimi ve hatıralarımı burada sizlerle paylaşacağım.

Şimdilik kendinize iyi bakınız...

02 Mart 2009 Pazartesi

Film: Hakiki Kesit

Ocak sonu ve Şubat başına denk gelen, Ankara ile başlayıp İstanbul'da son bulan bir tatili, bütün çıplaklığıyla ancak kimseyi soymadan gözler önüne seren yeni yapımımız yayında. 50 dakika boyunca kâh gülecek, kâh manzaraya dalacak, sonra yine kâh güleceksiniz. Buyursunlar efendim...

http://www.vimeo.com/3280457

20 Şubat 2009 Cuma

Dizi: Höst 6. Sezon!

Blogumda yaptığım ankette de gördüm ki şu ana kadarki projelerimden en çok beğenilen Höst olmuş. Hem de oy verenler gayet ezici bir çoğunlukta.

Ben de bir müjde vermeye geldim, yeni sezonumuz yayında! Bitti sanılan, bitti bitecek denilen, hatta bitsin artık denilen dizimiz devam ediyor...

Höst 6x01 - "Rüyalarda Buluşuruz" bölümünü izlemek için buraya tıklayın.

24 Ocak 2009 Cumartesi

Muhtelif: Bir Başka Alışveriş Hikayesi

Geçenlerde Asus'un EEE PC 900 modeline göz koymuş bulundum. Küçük ve hesaplı bir bilgisayar kendisi. Ağır donanımlı bir ürün olmamasına rağmen birkaç sene öncesinin bilgisayarlarına taş çıkartan bir performansı var.

Neyse konuya gelelim, geçen hafta bu ürünü Eksen Bilgisayar'dan sipariş ettim. Ayın 20'sinde elimdeydi. Yeni oyuncak almış bir çocuk edasıyla pakedi açıp kurcalamaya başladım. İçindeki işletim sistemini sevmedim, Windows XP kurmak istedim. Biraz uğraştırıcı bir sürecin sonunda kurmayı başardım, ardından sürücüleri ve gerekli programları yükledim. Ayın 21'inde, her şeyiyle kullanıma hazır bir bilgisayarım vardı.

Ne olduysa ertesi gün, 22'sinde oldu. Birden bire ekranın orta yerinde, yatay ve incecik beyaz bir çizgi çıktı. İnternette yaptığım araştırma sonucunda bu duruma en uygun açıklamanın "Stuck Pixel" (Sıkışmış Piksel) sorunu olduğunu gördüm. Yani LCD ekranındaki pikseller tamamen ölmüyor (Ölü piksel siyah renktedir), ancak bozuk renkler gösteriyor.

Bilgisayar çalışıyordu çalışmasına, ancak ekranın ortasında incecik ve boydan boya bembeyaz yatay bir çizgi olması, çorbadaki sinek misali bütün olayı bozuyordu. Çabalarımın yersiz olduğunu ve sorundan kurtulamadığımı fark edince, tekrar Eksen Bilgisayar ile iletişime geçtim ve o akşam bilgisayarı kargo ile yolladım.

Bu noktaya dikkat çekmek istiyorum: 22 Ocak Perşembe günü idi ve akşamında İzmir'den yollanmış bir kargo muhtemelen ertesi gün ancak İstanbul'a varacaktı. Firmanın bana geri bildirim yapması da muhtelemen ertesi haftaya sarkacaktı, en azından tahminim böyleydi.

Peki ne oldu? Bugün ayın 24'ü, Cumartesi. Ne olduğunu öğrenmek için telefon ettiğimde bilgisayardaki arızanın tespit edildiğini, yenisinin yollandığını ve hatta o an bana en yakın kargo bayisinde olduğunu öğrendim. Şu an bu satırları yazarken bir yandan yeni bilgisayarıma, yeniden Windows XP kuruyorum.

Sonuç? Eksen Bilgisayar'a, bu tüketiciye göstermiş olduğu hizmet ve ilgiden dolayı teşekkür ediyorum. Bu da kayıtlara böyle geçsin.

18 Ocak 2009 Pazar

Film: Max Payne

Bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir olan herkes, karanlık koridorlarda koşturan ve havada süzülerek düşmanlarına kurşun saçan bu korkusuz polisi hatırlayacaktır. Max Payne. Yıllar önce çıkan oyunun ardından filmi de yapıldı. İyi mi oldu? Benim değinmek istediğim nokta da bu.

Max Payne oyununu oynayanlar, diyalogların ne kadar derin olduğunu, bu dramın içine serpiştirilen mizahı ve aksiyonun bolluğunu hatırlayacaktır. Max Payne filminde ise derinliğe lafım olmasa da, aksiyonun az, mizahın ise tamamen eksik olduğunu söylemek zorundayım. Takdir ettiğim tek şey, filmin oyundaki junkie (bağımlı) tiplerin Valkyr uyuşturucusu ile nasıl bir etki altında kaldığını görme fırsatı vermesi.

Bu film, bundan çok daha iyi bir "Max Payne" filmi olabilirmiş. Ancak ismine takılmadan, beklentiye girmeden izleyen sıradan bir sinema seyircisi için doyurucu bir macera olduğunu da kabullenmek lazım. Ben bu satırları yazarken ailemin salonda büyük bir heyecanla filmi izliyor olması da bunu açıklıyor olsa gerek.

Muhtelif: 15 Ajana Saldırdım

Güçlü Soydemir'in "Onbeş Kişiye Saldırdım" adlı şarkısını duymuş ve dinlemiş olabilirsiniz. Ben de bu fantastik (!) şarkının verdiği ilhamla, kendimi Matrix görüntülerinden bir klip hazırlarken buldum. Klibi tamamlamak çok kısa sürdü, ancak ortaya çıkan sonuç pek hoş.

Keyifle seyrediniz:

http://www.vimeo.com/2862714

17 Ocak 2009 Cumartesi

Film: Köygöçüren 2

Köygöçüren yapımında bulunduğum ve rol aldığım son film. 5000 civarında mütevazı bir izlenme sayısına sahip, ancak elbette daha geniş bir kitleye ulaşmasını isterim.

Şu sıralar Köygöçüren 2'nin hikayesini yazıyorum ancak bu hikaye bir kısa metrajlı filmden çok, dizi film olmaya aday. Detaylı bir olay örgüsü oluşturduğum için, hikayenin nasıl filme alınacağına karar verebilmiş değilim.

Bunu okuyan televizyon yapımcıları varsa bilsinler ki, Köygöçüren 2 biraz kaynak ve imkan ile şu an çöküşte olan dizi sektörünü kurtarabilecek bir dizi film projesi haline gelebilir :)

Film hakkında biraz daha fikir sahibi olabileceğiniz ve destek verebileceğiniz facebook grubuna ulaşmak için buraya tıklayın.

11 Ocak 2009 Pazar

Muhtelif: "Montaj bu, montaj!"

Bana gelen e-mailleri göz önünde bulundurarak sinematik eserlerimin yapım esnasında hangi aşamalardan geçtiğine kısaca değinmek istedim.

Öncelikle kameranızla çekmiş olduğunuz görüntüleri bilgisayara aktarmanız gerekiyor, bu işlemi en kaliteli şekliyle bir firewire kablosuyla yapabilirsiniz - tabii eğer yoksa bir de firewire kartı satın alıp bilgisayarınıza takmanız gerek.

Aktarma (daha doğrusu yakalama yani "capture") işlemini yapmak için aynı zamanda bir yazılıma ihtiyacınız var, bu da büyük ihtimalle montaj işlemini yapacağınız programda mevcuttur o yüzden bu programlardan birkaçına değinelim.

Ulead Media Studio: Bu program yeni başlayanlar için birebir, her türlü kolaylığı sunan ve istediğiniz sonuca kısa yollardan ulaşmanızı sağlayacak bir çözüm. Son çıkan sürümlerinde görsel efektlerin oldukça zenginleştirilmiş ve çeşitlendirilmiş olduğunu da belirteyim.

Adobe Premiere: Özellikle yarı profesyonel kullanıcılar tarafından kullanılan en popüler program olan Premiere, Ulead'e kıyasla daha detaylı bir arayüze sahip. Ancak unutmayalım ki detaylar ve seçenekler ne kadar artarsa, yaratıcılığınızı o kadar iyi konuşturabilirsiniz. Karışık olmasına rağmen pratik olması ise programın en güzel yanı.

Sony Vegas Studio: Daha az bilinen ancak Premiere gibi güçlü olan ve ince ayarları kurcalamaya olanak sağlayan bir düzenleme programı. Yeni başlayanlar için önerebileceğimi sanmıyorum, fazla da kullanmadım açıkçası. Fakat piyasanın önde gelen ürünlerinden biri.

04 Ocak 2009 Pazar

Web: tayfuntuna.com

Bugüne kadar ufak tefek web sayfası çalışmalarım olmuştu, ve genellikle "Neden .com uzantılı site almıyorsun daha şık olur" diyenler oluyordu. Nihayet ben de bu fikre ısındım ve eserlerimi paylaşmak üzere kendi web sitemi yayına soktum. Tasarımını kendim yaptım, şık ve sade olmasına özen gösterdim. Kibarca tıklayınız:

http://www.tayfuntuna.com

27 Aralık 2008 Cumartesi

Muhtelif: Ülker Çizi Zeytinli Kekikli

Şimdi sevgili okuyucularımdan bazıları "Bula bula bunu mu buldun yazmaya?" diye soracaktır. Evet, bunu yazdım. Ama bir sor bakalım, niye yazdım?

Uzun yolculuk yapanlar, bu esnasa ağır yemek yerlerse buna pişman olduklarını bilirler. Karın ağrısı yapar, araba tutar vesaire. Bu sebepten yolculuk esnasında asıl amaç, mümkün olduğunca "açlığı yatıştırmak" olmalıdır.

Çizi Zeytinli Kekikli Kraker ile bir yolculuk esnasında tanıştım, midem kazınmaktaydı. Benzincinin marketinden kendisini edindikten sonra yemeye başladım. Çizi zaten keyifle yediğim bir üründü, zeytin ve kekik ise öylesine hoş ve doğal bir lezzet katmış ki anlatamam. Deneyiniz.

Markaya göre hareket edenler de bu zevkten mahrum kalsınlar, napalım. (!)

25 Aralık 2008 Perşembe

Web: supermem.net

Saygıdeğer kaygıdeğmez arkadaşım Mehmet Kurt, nihayet (benim de biraz gaza getirmemle) kendi web sitesini açtı. Sitede kendi çalışmalarını sergiliyor ve tarzını da siteye yansıtıyor.

Kendisi sitede benim bloguma link verdiği için, ben de adettendir diyerek onun reklamını yapmayı borç bilirim. Giriniz, eğleneceksiniz:

www.supermem.net

04 Aralık 2008 Perşembe

Muhtelif: Gerçek

Sizlerle paylaşmaya değer bulduğum bir takvim yaprağı alıntısı:

Cebrail Aleyhisselam'dan:

Yâ Muhammed (S.a.v.),
  • Dilediğin kadar yaşa, muhakkak öleceksin.
  • İstediğin kimseyi sev, mutlaka ondan ayrılacaksın.
  • Dilediğin ameli işle, şüphesiz onun karşılığını göreceksin.

01 Aralık 2008 Pazartesi

Muhtelif: Kızlar ve Gençlik

Hatırlıyorum, bir zamanlar ben 15-16 yaş civarındayken bütün güzel kızlar 20 yaşlarındaydı.

"Bir gün," dedim, "bir gün nasıl olsa ben de yaşça büyüyeceğim, o zaman sorun kalmayacak".

Ve nihayet o günler geldi, 20 oldum 21 oldum. Şimdi bütün güzel kızlar 25 yaşlarında...